anasayfa   
 
 


Hayal mi gerçektir
gerçek mi hayaldir?

Mitat Alam Film
Merkezi

Tek İhtiyacımız
Yağ ve Çökelek

Gerçek
Nerede Başlar?

Gölgenin sesi: Sî û Ba

Sony Bmg En Iyi Film

 

 

 

Gerçek Nerede Başlar [Net Kurd]

Arin Inan ARSLAN Dersim dogumlu, daha once sordugum` Neden sinema sorusuna " benim öyle çocukluk hayalim falan degildi, anlatacak bir seylerim vardi ve onlari anlatiyorum" demisti. Simdi anlatacaklari ile ve yeni filmiyle karsimiza cikariyor. 2004 yilinda cekmis oldugu kirinti filmi cok begenildi. 5. uluslar arasi Izmir kisa Film festivalinde gösterim, 26. IFSAK kisa film yarismasi jüri özel ödülünü, 16. Ankara Uluslar arasi Film festivali özel ödül, TKM Film Festivalinde Yilmaz Güney ödülü ve bir cok festivalinde gosterim bolumunde yer aldi.
Ikinci filmi olan Gölge ve Rüzgari ise bir ay once tamamladi. Ve daha simdiden Sony Pictures Home Entertainment´in 3.Ulusal Kisa Film Yarismasi´nda en iyi film odulunu aldi.

Filmin sinopsisi `Yalnizca bir agaci bulunan taslik araziye sahip köyde, çocuklarin oyun alanlari sadece bu agacin gölgesidir. Çocuklardan birisi, annesi tarafindan eline ekmek çikini verilerek köyün disinda bir yerlere gönderilir. Ve orada kötü bir rüya görür...`
Beynimde siliklesmis köyumun anilari si u ba nin dingin karmasasi esliginde tekrar belirdiler. Daglarin arkasinda baksa bir dunya olmadigi gercegimiden ben ne zaman uyanmistim? Onca karmasasi ile yuzyuze oldugumuz bu dunyada sahi gercek nerde baslar?

- Öncelikle ödülle baslayalim. Nasil bir duygu? Baska gönderdigin yarismalar var mi?
Aldim cok keyifliyim? Nereden bakarsaniz bakin bu ödül ciddi bir kazanimdir. Fark edilmek ve takdir edilmesi guzel. Bunlari dusundukce daha fazla heyecan duyuyor ve umutlaniyorum.
Turkiye`de suanda yarismaci olarak gonderdigim biryer yok. Ancak Londra kürt film festivalinden, Fransa`da yapilacak kürt film festivallerinden film davet aldi. Cek Cumhuriyetinden yarismaci olarak secilmis ve davet edildim. Bunlar disinda Isvec, Iran ve Portekiz`de festivallere yolladim ve yanit bekliyorum.

- Film bütün dünyadan yalitilmis bir köy ortaminda geciyor.... bunu secmeden amac neydi?
Aciyi daha da belirgin anlatmak icin gerekliydi. Bu filmi doga zenginligi olan herhangi bir kürt köyunde cekseydim, aciyi ve yanlizligin hissedilisini bu sekilde yakalayamazdim. Bu biz sehirliler icinde gecerlidir. Bizimde cevremizdeki binalar azaldikca korkumuz buyur. Film oncesinde cekim senaryosunu cikarmak icin o köyde bir hafta kaldigimda bende muthis bir yanlizlik duygusu olusmustu. Cevreden o kadar yalitilmis duruyordu ki sehirde binalarin ve araba seslerinin ile bertaraf ettigimiz korkumuz cirilciplak karsima cikmisti. Diyarbakirdan urfaya gecerken her tarafin taslarla kapli oldugunu gormustum. Bu goruntuden cok etkilenmistim. Oykü olustuktan sonra , o mekanin bu öykü icin en iyi yer olduguna karar verdim.

- oyuncu seciminde de köy secimindeki gibi ortak ozellikler var mi?
Bir ressamin belki yillarca calisip bir tablo ile ifade ettigini sinemacilarin filmin tek karesi ile ulasma imkanina sahip oldugumuzu gordum, bu denli derinlikli bir yapiyi icinde tasiyan duzenlemeyi yaparken bunu sececegim karekterin yuz hatlarindan bagimsiz dusunemiyordum. Tamda bu sebeple oyuncu secimlerini yapmadan once en cok nene karakteri uzerinde dusundum. Cocugu secerken aradigim sey oyunculuktan cok yuzdeki ifadeydi. Tabi hayatlarinda sinema ile karsilasmamis bu insanlarin deneyimleri hicde kolay olmuyordu.Her iki oyuncu da bir yardim duygusu ile ise baslamalarina ragmen son gunlere yaklastikca oyunculari cekim alanina goturmekte cok ciddi sorunlar yasamaya basladik. Kucuk oyuncu skiliyordu. Nene ise cok yorgun duStu. bu ise Dili bilmememden kaynaklaniyordu. Eger onlarla ayni dilde iletisim kurabilseydim sanirim bu problemlerle hic karsilasmayacaktim.bu anlamda benle oyuncular arasinda iletisim kurmaya calisan hamza seven´nin cabalari da yetersiz kaldi

- Izlediginde film karelerinden ote insan ardarda siralanmis fotograf kareleri ile bir gorsel solen yasiyor. Neden siyah beyaz? Goruntu ve anlatim icin daha mi elverisli, ya da zorluklari nedir?
Bu gun -bir kac istisnanin disinda- kimin kamerasi bu insanlarin yuzune donse riyakar bir yaksasim soz konusudur. Bir anlamda izleyicinin gozu gorevini yuklenen kameranin bu riyakar yaklasimi, altindan kalkamayacagimiz bir yalan yiginagi yaratmakta. Aslinda bunun boyle olmadigini, kosullarindan yalitilarak ele alindiginda ne kadar ciplak kaldigini, siyah beyazin agirligina siginarak anlatma cabasi. Zorlugu ise, siyah beyazin filme verecegi o hassasiyetin altini dolduramamak yani sadece guzel goruntulerin kurgusuna donusmesi ihtimaliydi.

- Filmin en belirgin imgelerinden birisi de köydeki tek agac. Baslangicindan bitisine kadar bu agac oykuyu surukluyor Hatta jenerik sahnesi fotograf tadinda geciyor
evet, insan dogdadan koptugu andan kendisine yabancilasiyor. Cocuklar yanlizliklari kadar kati olan taslar arasinda, doga ile iliskilendikleri, yasam ve degisim belirtisi gosteren tek sey o agac. Filmi tasiyan, babasinin olmunu kavrayamamis bir cocuk. Gorudugu kabusda, yasam kaynaklarindan biri olan agacin, disaridan bir el tarafindan yokedilisinin, babasinin yok olusuna donusmesi üzerinden gerçegi kavriyor. Bunun kendisini dayandirdigi nokta; çocuklarin belki bir babalari yok ama bir agaclari var. Hayatlarindaki travma babalari ölürken degil agaçlari devrilirken beliriyor.

- Peki bunu anlatirken cocuk imgesini nereye oturtuyorsun?
Küçükken "Dünyanin sonu"nun, bize görunen en uzak daglar oldugunu saniyordum. Daglarin arkasindada bir seyler oldugunu ögrendigimde, hayaller ile gerçeklerin sinirlari karismaya basladi. Bu ise sadece cocukluga özgü degil; yasamin bütün dönemlerindeki uyanislarda ayni seyri izliyor. Kendi uyanisimin imgeleri bunlar. Benim 20 yasinda yasadigim uyanis travmasini filmideki cocuk tv ile yüzlestiginde yasiyor.

- Filmin dikkat ceken diger bir yonu de kadinlar...
Genel olarak dunya uzerinde savas ve siddette iki magdur vardir: Kadinlar ve cocuklar. Filmde vurgulamak istedigim o yanlizlik ve yalitilmisligi doguran savasin kadin ve cocuklarda yansimasiydi. Bu anlamda kadin imgesi benim icin cok ozeldir. Cocuklar gibi kadinlar da benim cografyamda kelimelerle konusmazlar. Orda yasli kadinin sevgisini, huznunu ve yanlizligini kelimeler yerine goruntuler anlatti. Benim annem de boyle anlatir. Dinledigim ve ogrendigim bicimde aktariyorum.

- Yasli kadin dedin de, yanilmiyorsam radyodaki frekans erivan radyosunu isaret ediyordu. Neden bir kürt ezgisi yerine Farsca bir muzik kullandin?
Öncelikle, orasi bir cok renkten sesin, bir birine karistigi bir bolge. Bu renklerin bir birleriyle olan iliskilerini goz ardi etme ihtimali olan bir yaratimda bulunma cekincem vardi. Ikincil olarak, radyo ve televizyon araciligiyla da olsa mekandan cikip temami evrensele tasimamda yardimci olan unsurlar. Hepsinden öteye, Ispanya ic savasini yurek parcalayan bir ezgi ile anlatan Rodrigo´yu dinleyip, kendi savasimin acilarina agit olarak kabul etmek olarak goruyorum.

- Filminde karmasa son derce sukunet icinde anlatilmis. Bittiginde ya da bir sure sonrasinda o karmasa insani daha da cok dusunduruyor. Ozellikle filmin muzikleri ve dogal ses kullaniminin bunda etkisi azimsanamaz.
Herseyin bu denli hizlandigi bir dunyada sukunete donmek ve biraz olsun dusunebilmek. Yararsiz görünen seslere kulak verebilmek ve uzun kanalizasyon borulari ile dolu beyinlere böcek viziltilarinin girmesi... Belki de istedigim sadece bu.
Filmi kurarken dusuncemin omurgasina izleyici oturtuyorum. Ve sanirim izleyici filmin omurgasi olmaktan imtina ederse film cokuyor.
Kurdugumuz denge, dogal ses kullanimini kacinilmaz kilmaktaydi. Ses ve müzigin birlesiminden elde etmek istedigim sonuç filmin isminde yer alan "Ba" yani rüzgari olusturacakti. Muzikten soz edilecekse, pek soz hakkimin olmadigimi dusunuyorum. Cunku bu Mehmet Atli´nin mütevazi yaklasimiyla cozumlenmis bir problem.
   

* * *

Muzik konusundaki sorulari Mehmet atli ya sormayi daha uygun bulduk...

* * *
-Biliyorsunuz ki çogu insan kisa filmlere aparatif gozuyle bakiyor.Yaklasik on bes yillik profesyonel müzik hayatiniz olmasina ve müzikleri hazirladiginiz dönemde bir ameliyat da geçirmenize ragmen Si u Ba filminin müziklerini zamaninda bitirdiniz. Tüm bunlar düsünüldügünde sizin icin kisa bir filme muzik yapmanin ne gibi bir anlami var?
Ameliyat sonrasi ayaga kalkar kalmaz ilk isim yataktayken düsündügüm temalari kaydetmek oldu. Kisa bir filme müzik yapmak, kismen, bir siire müzik yapmaya benziyor: Mevcut bir eseri bestecinin yeniden okumasi. Ancak siiri bestelediginizde ortaya sizin okuma biçiminize bagli bir "sarki" çikarken filme yaptiginiz müzik onun canli bir parçasi, basariniza bagli olarak önemli bir bileseni oluyor. Bir yerde film diger ögeleriyle beraber tamamlanmis oluyor. Bu açidan kisa bir filme müzik yapmak sinirli bir zaman araligi içinde yönetmenin ve filmin ruhuna yaklasabilmek demek. Olabilecek en dogru sekilde filmi okumak demek benim için. Tipki filmin yaptigini yapmak: Az sesle birseyler anlatmak.

- Yönetmen film müzigi konusuda tercihleri size biraktigini söylüyor. Siz bu filmde müzige nasil bir rol bictiniz?
Arin Inan Aslan teveccüh gösterip müzikle ilgili tercihleri bana birakti evet, ama zor bir sorumlulukla da basbasa birakarak! Gerçekten filmi ilk izledigim andan itibaren sevdim ve tereddütsüz isin içinde olmak istedim. Arin Inan'in yetenegine ve samimiyetine inandim. Filmin iddasi karsisinda iki seçenegim vardi: Ya ben de iddaali bir is yapacaktim ya da mütevazi bir sekilde uyum saglayacaktim. Görüntüler o denli güzel, anlatim o denli kisiseldi ki, ben ikinci yolu seçtim. Müzige biçtigim rol, tevazu içinde bir uyum.

- Filmde anlatilanlara duygu olarak yakin oldugunuzu biliyorum. Sizinde vurguladiginiz bazi temalarin aktigi bir görselligi ezgilere dönüstürmek sizin açinizdan nasil bir deneyim?
Disiplinler arasi iliskiyi önemsemeye gayret ediyorum. Sanat dallari arasinda, temayi ele alis biçimleri, kompozisyon imkanlari vb. sayabilecegimiz pek çok alanda akrabalik vardir. Farkli araçlar kullanilsa da sanat dallari karsilikli etkilesim ve paylasim içindedirler. Benim açimdan Si u Ba'nin yeniligi sembolik yönleri ve görsel ifadeleri güçlü bir filme nasil katilabilecegim sorusuydu. Gerçekten fotograf gibi kareler vardi ve bu kareler film içinde müzige adeta bir mekan açiyorlardi. Bu mekana yerlesmek ve o fotograflarla organik bir iliski kurmak gibi bir sorunsalla karsi karsiya idim. Görsel
ifadeler ya da edebiyat metinleri ile sesler arasinda elbette dogrudan bir "gerekirlilik" iliskisi yok. Yani her görüntü kendi sesini yaratir diye bir kural yok. Basta da belirttigim gibi kendi okuma biçimimi gelistirmeye gayret ederek küçük pasajlarla filme "katilmaya" çalistim. Bu açidan keyifli bir deneyim oldugunu söyleyebilirim. Arin Inan'in bana güven duymasinin sagladigi özgürlügü de belirtmem gerek.

- Son olarak, Kürt sinemasinda son dönemlerde ciddi bir çikis yasanmakta. Nitelik açisindan ve müzikal altyapi olarak incelendiginde bu çikisi nasil degerlendiriyorsunuz? Sinemada yönetmen ve müzisyen arasindaki diyaloga getirmek istediginiz bir açilim var mi?
Evet, gerçekten Kürt Sinemasinda sasirtici ve ümit verici bir gelisme var. Müzikte bir tikanma yasanirken Sinemamiz için böyle bir ivmenin yakalanabilmis olmasi sevindirici. Özellikle Genç yönetmenler tüm imkanlari seferber ederek bir yandan kisisel bir sinema dili olustuma çabasi; bir yandan da tüm Kürt Sanatçilarin kaderi oldugu üzre, agir bir toplumsal sorumluluk üstlenmek mecburiyeti içindeler. Ama bunlardan daha önemlisi bir Kürt Film Endüstrisi olusturma ugrasindalar ki bu, su asamada hepsinden önemli. Bugünden dogru profeyonel ilkelerle olusturulacak bir Sinema Kültürü yarinin kusaklarini çok rahatlatacaktir. Bizim Müzikte basaramadigimiz belki bu alanda basarilir ve Dünya Sinemasina da söyleyecek sözümüz olur. Hasb'el kader tanistigim genç sinemacilarin piril piril bakislarini seviyorum ve müzisyenlerimize nazaran çok daha etkili entelektüel performanslarina saygi duyuyorum. Naçizane, ben de onlardan birkaçinin çalismalarina katilma imkani bulabildigim için kendimi sansli ve özel hissediyorum. Bizler su asamada o kadar azız ki ve pastamiz o kadar küçük ki yönetmen-sinemaci diyalogunu konusmak için henüz erken çünkü hepimiz birbirinin yardimina ihtiyaç duyan arkadaslariz. Ancak gerek sinemada gerekse de müzik, edebiyat, resim, heykel, mimari, gösteri sanatlari gibi alanlarda kendi piyasamizi yaratir, profeyonel iliskileri yerlesiklestirir ve modern bir sanat endüstrisi, bu alanlara yatirim yapacak isadamlarini seferber edebilecek çarklar, mekanizmalar yaratabilirsek sanatin daha spesifik, daha sofistike sorunlarini konusabiliriz. Tüm bu alanlarda paranin döndügü, sanati is edinenlerin geçimini saglayabilecegi bir piyasa olusturmak, amatörlügün ötesine geçebilecek isler için tüm olanaklari organize etmek ve herseyden önemlisi yeni bir kafa ile, yeni bakislarla bu meselelere bakabilmek önemli. Siyasal alandan bagimsizlasmis, kendi özgül düzlemini yaratmis bir sinema, bir müzik ve edebiyat dünyasina ihtiyaci var Kürtlerin. Bu asamada mutlaka öncelikle bunlari konusmamiz gerekir diye düsünüyorum.

* * *
-Filmde Tarkovsky´nin Nostaljiya filmine bir gonderme var. Meraklisina buyuk bir ziyafet gibi gelen bu sahne nerden aklina geldi?
Si u ba bircok yonden tarkovskinin filmi ile paralellik iceriyor. Nostaljiya yi izledigimde olay burada geciyormus gibi benimsedim. Tarkovski`nin, filmin kahramanlarindan biri olan Domenico´nun agzindan soylediklerini benim bir daha soylememin kime faydasi olurdu bilmem. Enazindan su kadarini soylemek isterdim : "sözüm ona sagliklilari, sözüm ona hastalarla karistirmaliyiz. siz saglikli olanlar! sagliginiz ne anlama gelir? insanoglunun bütün gözleri, içine daldigimiz çukura bakiyor. özgürlük faydasizdir, eger gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa! dünyayi yikintinin esigine getirenler, sözüm ona saglikli olanlardir." Bir bakima bu buyuk ustaya saygi durusuydu.

- Filme hazirlanma ve cekme ve sonrasinda ne gibi zorluklarla karsilastin?
Sanirim bu soruya tatmin edici bir yanit verebilmem icin en azindan bir kac paragraflik bir ayrinti anlatmam gerekecek. Sizleri ayrintilara bogmamak icin cekime on gun kala kolumu kirdigimi ve cekim suresince alcidaki kolum dolayisiyla tek kol ile kamerayi kullanmak zorunda kaldigimi soylersem bu yeterince ipucu verecektir.
Olayin maddi boyutunda ise Mardin Yalim Belediye Baskani Abdulkerim Adam var. Filmimizi var etme kosullarini olusturdugundan dolayi kendisine minnettarim.

-Filmin dilinin Kürtçe olmasi konusunda nasil tepkiler aliyorsun?
Genelde olumlu tepkiler aliyorum. Tek olumsuzuluk AKP´nin Istanbulda duzenledigi kisa film festivaline filmi gonderdigimizde bize geri donerek sozlesme maddelerinde boyle bir onkosul olmadigi halde noter onayli filmin diyalog listesini istemeleriydi. Ben de kendilerine ispanyadan ya da baksa herhangi bir ulkeden diyelim yarismaya katilan ve Ispanyolca diyaloglari olan film icin de ayni seyi yapip yapmadiklarini sordum. Cevaplari `biz bu dilleri biliyoruz` oldu. Bu cevap bu insanlarin Kurtceyi ancak yalanlarin ve yanlislarin ifade edildigi bir dil olarak algiladiklarini dusundurttu ve ben de kendilerinden filmimi geri gondermelerini isteyerek yarismadan cektim.

-Son olarak, Kürt Sinemasi hakindaki dusunceleri nedir diger kurd yonetmenlerinin calismalarini nasil buluyorsun?
Benim sinema ile Iliskilerim zaten 5-6 yil oncesine kadar gidebiliyor. Bu nedenle birikimli ve bu konuda soz soyleyecek yeterlilikte degilim. Ancak simdiye kadar ogrendiklerimden sunu biliyorum ki kürt sinemasi da benim gibi genc. En azindan nicelik olarak artisa gectigi yilar bir elin parmaklarini gecmiyor. Ben bahman ghobadi ile anarim. Bahman disinda bildigim bir kac yonetmen var ancak onlarla bir turlu enpati kuramadim. Bahman`i kendime daha yakin hissediyorum. Ozellikle ortadoguda cikan filmlere ulasmak cokda kolay olmuyor. Ornegin Muhsin Makhmalbaf`in sokout-sessizlik filmini bir kac gun once izledim ve cok begendim. Yine huner salem`in sadece votka limon`unu izleyebildim. Yani yeterli enformasyona ulaşma imkanimiz olmadigindan birseyler soylemekde cok guc.

S. Elegezi