anasayfa   
 
 


Hayal mi gerçektir
gerçek mi hayaldir?

Mitat Alam Film
Merkezi

Tek İhtiyacımız
Yağ ve Çökelek

Gerçek
Nerede Başlar?

Gölgenin sesi: Sî û Ba

Sony Bmg En Iyi Film

 

 

 

Sinema Söyleşileri 2007 [Mitat Alam Film Merkezi]

Çekim öncesi nasıl bir ön hazırlık yaptınız?

Henüz bu proje ortada yokken üzerinde çalıştığım başka bir tema mevcuttu. Ancak onun okumalarını yaparken Onat Kutlar´ın hatıralarını anlattığı kitabında Mardin´de yaşadığı bir anısından etkilenerek bunu senaryolaştırmayı düşündüm. Metin üzerinde çalıştıkça konuyu alaşağı ederek bambaşka yerlere ulaştım. Bu ise benim fantazilerim doğrultusunda olan bir şey değildi. Filmi yine diyalogsuz planlıyordum.  Konuşmayan karakterleri bize anlatacak bir yansıma iç dünyaya ihtiyaç duyduğumdan öncelikle mekanı bulmaya gittim. Mardin´de aradığım mekanı Urfa Viranşehir´de buldum. Buraya bir kaç defa gidip gelmem ve orada bir hafta gözlemlemek için kalmış olmam senaryonun akışında ciddi belirleyici oldu. Böylece  mekan, sözcüklerini ve mizansenini yarattı. Onat KUTLAR´ın anısı ise bir feyz yada çıkış noktası. Köye gidiş gelişlerimde yaptığım ön çekimlerle elimde ne gibi imkanların olduğu noktasında artık kesin bilgiye sahiptim. Oyuncular böyle çıktı örneğin. Orada yaşlı bir teyzenin olduğunu biliyor olmak beni rahatlatıyordu. Geriye ise Zeliha teyzenin kamera karşısına geçmesi için ikna etmek kalıyordu.

Kısa filmlerinizde oyuncularınız nasıl seçiyorsunuz?

Aslında oyuncu seçtiğim söylenemez. Olanaklarım neye  elverişli ise o şekilde çalışma biçimimi değiştirebilirim. Bileşenleri belirleyen istekler değil; koşullar. Elimdeki imkanları masaya koyuyorum. Sonra projemi. Ve son olarak nereye kadar bunları zorlayabileceğimi. Bunlar sadece oyuncu seçimi için geçerli şeyler değil. Diğer bir çok ayrıntı içinde aynı yöntemi kullanıyorum. Mekan belirlendikten sonra o mekanı yüzünde taşıyan insanlar zaten orada yaşıyor olduklarından oyuncu seçmek de pek zor olmuyor. İşin asıl zor kısmı onları proje süresinde o projeye dahil olmaya ikna etmek. Çünkü biz işimizi bitirip de hamlarımızla yola düştüğümüz andan itibaren artık onlar için sadece bir hatıra haline geliyoruz ve o insanlara hiç bir şey sunamıyoruz. Bu ise yaptığım işin içtenliğini ve samimiyetini sürekli sorgulamama neden olan bir çelişki...

Senaryonuz özgün mü yoksa uyarlama mı?

Birici sorununuzda da söz ettiğim gibi Onat Kutlar benim çıkış noktamı oluşturuyor. Ama hiç bir şekilde ilişkilendiremeyeceğiniz bir öykü. Senaryo özgün. Bu ülkeye ve bu ülkenin insanlarına ait. Onlar tarafından yazıldı.

Sürekli birlikte çalıştığınız bir ekibiniz var mı?

Söz konusu kısa film olunca süreklilik diye bir şeyin olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hemen herşey o projeyi kotarmaya dair işliyor ve düşünülüyor. Ben de öyle yapıyorum. Filmin hemen her türlü yükünü omuzlarında taşıyan Sinan Yalvaç dışında şimdiye kadar kimse sabit değildi. Sabit bir ekip oluşturmak için defalarca girişimde bulunmama rağmen her defasında bunun hiç de kolay bir iş olmadığı kanısıyla hayal kırıklığı yaşadım...

Sinema dilinizi oluştururken Dünya´dan ve Türkiye´den etkilendiğniz yönetmenler oldu mu?
Bir kısa film yönetmeni olarak sinema dilinden söz etmek benim için ağır ve erken bir belirleme olur. Çünkü kısa filmlerimin her birini bir dil arayışı olarak da görüyorum. Dili belirleyen en önemli öğenin ahlak olduğuna inanıyorum. Ve bir "ahlak" edindikçe bir dil de edineceğim kanısındayım. Çünkü güneşin altında söylenmemiş söz yoktur. Biz sadece bir şeylere yeniden ve yeniden bakıyoruz hepsi bu.  Son filmim dil anlamında tam bir eklektiktir. Belki bunu yorumlamak bana düşmez ama, Tarkovski´nin, bir akım olarak yeni gerçekçiliğin,  sebebini henüz anlayamadığım bir biçimde Zeki Demirkubuz´un,  yoktan var etmenin sırrını veren ve her izlediğim filminde 'bunu ben yapacaktım ama onu da yapmış´ dediğim  Nuri Bilge Ceylan´ın üzerimde etkisi olduğunu düşünüyorum. Ve anmadan geçemeyeceğim iki film: IL Postino ve Bisiklet Hırsızları...

Türkiye´de ortak bir kısa film dilinden söz edebilir miyiz?

Türkiye´de bir kısa film yönetmenlerinin filmlerinde koruduğu bir dilden dahi söz etmek zor. Bir kaç istisnası var biliyorum. Açıkcası böyle bir şeye elverişli bir ülke değiliz. Zenginliğimizin kaynağının farklılıklarımız olduğunu unutmaz isek, her yönetmenin bir "dil" olmasının, nasıl bir aşure olacağını tahmin dahi edemiyorum.

Kısa filmciler olarak birbirinizin projelerini destekliyor musunuz? Bir örgütlemeye dahil misiniz?

İnternet üzerinden senaryo gelişimine katkı sunduğum arkadaşlarım oldu. Ancak fiili bir yardımda bulunduğum kimse olmadı şimdiye dek. Herhangi bir örgütlemeye dahil değilim. Tamamen bağımsız çalışıyorum. Benim projelerime destek sunacağını söyleyen bir çok kısa filmci arkadaşım var.

Kısa filmlerde müzik kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kullandığınız müzik telifli mi?

Kullandığım müzik telifli. Mehmet ATLI tarafından film için yapıldı. Müzik, sinemada çok kolay ihmal edilecek bir yerde duruyor. Günlük hayattan herhangi bir görüntüyü güzel bir müzik ile kurgulayarak insanlara izletip onları manüpüle edebilirsiniz. Daha önce de belirtiğim gibi bu tamamen izleyicinizle kurduğunuz ahlaki bağla ilişkili bir seçimdir. Benim şuana kadar biçimlenen sinema anlayışım filmi izleyici ile birlikte kurmayı ve onunla noktalamayı gerektiriyor. İnsan okuyarak yada izleyerek öğrenmiyor. Sadece haberdar oluyor. Öğrenmek için yaşamak gerek. Bu ise izleyicinin deneyimleriyle filmin içine girmesine olanak tanınmasıyla oluyor.  

Yeni projeleriniz var mı? Kısa metrajlıyla mı devam etmek istiyorsunuz yoksa uzun metrajlı projeleriniz de var mı?

Fikir aşamasında olan bir kaç projem var. Ancak henüz hiç biri olgunlaşmış değil. Kısa metraj dağıtım olanakları çok kısıtlı olan bir tür. Asıl derdim öykü anlatmak olduğundan öykülerimi paylaşacağım insanları arıyorum. Uzun metrajlı projelerle bunun daha kolay olacağı kanısındayım. Özellikle ülkemizde kısa film henüz sinema olarak benimsenmediğinden, gösterim ve dağıtım sıkıntılarını daha had safhada oluyor.  Bu nedenle uzun metrajlı sinemaya yöneldiğimi söyleyebilirim.

BÜTÇE VE DESTEK

Film çekmek için herhangi bir yerden destek aldınız mı? Yoksa kendi imkanlarınızla mı çektiniz? Filminizin bütçesi nedir?

Mekan bakmak için Mardin´e gittiğimde Mardin Belediyesi Kültür Müdürü M. Hadi Baran´ın aracılık etmesiyle Mardin Yalım Belediyesi Başkanı Abdulkerim Adam yapacağımız projeye tam destek sunabileceğini söyledi. Daha sonradan filmi Viranşehir´de çekmiş olsak da başkanın bize desteği devam etti.  Filmin toplam maliyeti yaklaşık 8 bin Ytl civarında. Bu miktar filmin ne kadara yapıldığını değilde yapılabileceği minimum rakamı göstermekte. Çünkü bir çok ihtiyacımızı para ile değil de ilişkiler yoluyle karşıladık.

Kültür Bakanlığından destek aldınız mı? Aldıysanız bu süreçten ve ne kadar destek aldığınızdan bahsedebilir misiniz?

Şimdiye dek destek almak için Kültür Bakanlığına başvuruda bulunmadım.

Kısa filminizden para kazandınız mı?

Bir sonraki projemi yapmaya yetecek kadar değil. Tahran Kısa Film Festivalinde ve Sony BMG´nin yaptığı kısa film festivalinde ödüllerin para olarak da karşılıkları vardı.

TEKNİK

Filminizi hangi teknik imkanlardan ve hangi post-prodüksiyon imkanlarından yararlanarak çektiniz?

Filmi çekmek için en büyük avantajımız o dönemde elimizde bir CanonXL1s in bulunuyor olmasıydı. Işık ve ses için gerekli olan malzemeyi ise görüntü yönetmeni Mehtap Bayer, sponsor olarak ayarladığımız Gelincik Ajanstan aldı. Işık sistemleri sanırım bu filmin ikinci olmazsa olmazıydı. Eğer onlar olmasaydı iç çekimleri yapmamız sanırım imkansızlaşırdı. Ses için getirdiği boom ne yazık ki aparat eksikliğinden dolayı XL1s e takılamıyordu. Böylece kameranın kendi mikrofonunu kullanarak sesleri almaya çalıştık. Ancak çok fazla rüzgar olduğundan ve sesleri daha sonradan da alabileceğimizi düşündüğüm için fazla önemsemedim. Ama kurgu aşamasına geldiğimizde anladım ki sonradan olmuyormuş. Sesler, bana söz veren sesçi arkadaşımın kurbanı oldu bu filmde. Jimmy Jib olarak tahta kalaslar kullandığımız oldu. Sadece bir plan için gerektiğinden sorun olmadı. Zaten ayağımızı yorganımıza göre uzatıyorduk : sürekli sabit kare çekim. Post-prodüksiyon da ise hem görüntü hem ses kurgusunu kendi bilgisayarımda yaptım. Müziklerin kayıtlarını İstanbulda Murat Öztürk yaptı ve kurgusunu yine kendim yaptım. Kurgu programı olarak Adobe Premeiere Pro 2.0 kullanıyorum.

Filminizi dijitale mi peliküle mi çektiniz?

Film dijital olarak MiniDv kasete çekildi.

GÖSTERİM OLANAKLARI, FESTİVAL VE YARIŞMALAR

Son zamanlarda kısa film festivallerinin sayısında büyük artış var. Yönetmen olarak kısa film festivallerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Festivallerin nicelik olarak artışı ne yazık ki niteliklerine yansımıyor. Ben bu konuda hala tutucu davranıyorum. Filmlerimi gönderdiğim sayılı festival var. Şöyle de bir şey var; festivallerin isimleri değişiyor ama finans kaynaklarına baktığınızda aynı kapılara varıyorsunuz. Yani çokluk aynı zamanda renkliliği de sağlayan bir avantaja dönüşmüş değil. Ve farklı farklı isimlerdeki festivalleri hep aynı kitle takip ediyor. Özet olarak diyebilirim ki benim açımdan bir çok festivalin olmasının bir mahsuru yok. Tabii yarattıkları görüntü kirliliği dışında.

Kısa film festivallerindeki ve yarışmalardaki süre sınırlandırmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Süre şartından dolayı müdahale etmek durumunda kaldığınız bir filminiz oldu mu?

Bence olması gereken bir sınır bu. Ancak tüm festivallerin üzerinde anlaştıkları bir sınır olması kaydıyla. Çünkü bazı festivaller bu sınıra beş dakika derken bir diğeri yirmi dakika diyebiliyor. Bence bu rahatsız edici bir şey. Çünkü böyle yapıldığında kısa film değilde ayrıca minnacık film yaratmış oluyorsunuz. Eğer beş dakikanın altı kısa film oluyorsa altı dakikalık film ne peki? Zaten festivallerde gördüğüm kadarıyla bir film on dakikanın üzerinde ise seyirci sıkıntısını peşin belli ediyor. Bu biraz da nesnenin özneyi, özenin de nesneyi biçimlendirişi gibi geliyor bana. Seyircinin kısa filmden beklentisi ringe çık ve ilk raunda ne yapacak yap ve in. Oysa söz konusu olan sanat.

Festivallerdeki tür ayrımları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tür ayırımlarının yetersiz kaldığı durumlara da şahit oldum. Kesinlikle olması gereken bir şey. Çünkü yaratımların değerlendirme kıstasları farklı. Eğer yarışma yapılıyorsa, olabildiğince türlerine de ayırmak gerekir. Dijital ile pelikülün aynı kategoride yarışması ise normal karşılancak bir durum bence. Bunun sakıncası bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde olanaklara eşit ulaşma hakkı olmadığından  biraz da olanakların durumunu yansıttığından ayrı dünyaların ürünleri gibi durmaktadır. Ancak zamanla bu ayırım ortadan kalktığını ve kalkacağını düşünüyorum. Zaten festivallerde her halükarda ödül alacak filmi belirleyen şey jürinin eğilimleri oluyor.

Festivaller dışında gösterim olanağı bulabiliyor musunuz?

Eğer internet gibi ortamları saymazsak çok az oluyor. Yine festival benzeri organizasyonlar sayesinde gösterim yapabiliyoruz. Üniversitelerin öğrenci topluluklarının düzenledikleri gösterimlerde, dernek ve sivil toplum kuruluşlarında gösterme imkanı buldum. Bunlar dışında filmlerim DESEM sinemasında bir haftalık programa alınmıştı.

SİNEMA-EĞİTİM

Sinemayla uğraşmak için sinema okumanın ne gibi faydaları oluyor? Eğer sinema okuyorsanız ya da okuduysanız okuldan teknik ya da maddi destek imkanı bulabildiniz mi?

Sinema eğitimi almadım. Bildiklerim filmlerden, kitaplardan öğrendiklerimdir. Bir insana metaforun ne olduğu öğretilebilir. Ancak yazacağı şiiri ortaya çıkaran yaşantısıdır. Ben de kendi hayatımın şiirini yazmaya çalışıyorum. Zor olan işin tutarlı bir teknik ile ilerlemesi değildir. Benim için hayati olan şey sanatın kendi nesnesi ile olan ilişkisidir.