|
|
||||||||||||||
![]() |
|
|||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
Hayal mi gerçektir, gercek mi hayaldir? [ANF] Rüyalar insan yasamini bir parcasi, bazen günlerce düsünürüz gördügümüz rüyalari anlamak ve yorumlamak icin. Hatta ese-dosta hemen anlatiriz gördüklerimizi, bazen öyle anlar vardir ki, yasamin rutini insani o kadar sarmalar ki, gerçek mi rüya, rüya mi gerçek bilemeyiz... Ilk kısa filmi ´Kırıntı´yla dikkatleri çeken Arin İnan Arslan ikinci kısa metrajlı filmi Si u Ba (15 dakikalik, siyah-beyaz) da bir çocugun gördüğü rüya etrafında filmini kurguluyor. Kurak, taşlik bir arazide kurulu ve nerde oldugu da çok belli olmayan bir Kürt köyu, ıssız birkaç yaşli kadin, bir anne ve çocuklar var sadece köyde ve bir de agac. Hayvan sesleri, nehir şırıltıları ile bize doğal yaşami hatirlatan film basroldeki masum ve sevecen görünüşlü küçük erkek çocugu merkezine aliyor. Günün büyük bir bölümünü çamurdan heykelcikler ve oyuncaklar yaparak geçiren köy cocuklari köydeki tek agacin altinda salincakta sallaniyorlar. Çocuk civiltilarinda yasami hissediyor insan. Sonra kücük cocugun elleri karaya bulanir, karalanmis elleriyle agaca dokunur, ve belki de bu karalik sonrasi bir rüya görür. Hertarafa yayilmis beyaz el izleri... Su da yüzen el izinde de bir karalik vardir. Suda yüzen bu el izileri bana Iranli yönetmen Muhsin Makmalbaf´in ´Gabbeh´ filminde suda yüzen haliyi hatirlatti. Akip giden çok sey var bu hayatta, en basta da hayatimizin kendisi. Köyde ansizin beliren botlu ayaklar camurdan heykelcikleri/oyuncaklari ezerler, salincaklari bozarlar. Kabustan uyanan kücük çocuk ise hemen disari firlar ve çamurdan heykelciklerine kosar. Ve o sirada peşinden giden yaşli nenesi bembayaz sütü toprağa döker... Si u Ba bircok çağrisimi olan derinlikli bir film, neo-realism, sürrealism karisimi çok güzel bir film. Düs ve gerçegin içice geçtiği, her karesi harika bir fotoğraf olabilecek bir yapım. Hollywood tarzı populer konulu filmlere alismis izleyicileri bu film pek sarmayabilir ama Si u Ba üzerinde düsünülmesi gereken bir yudum su tadinda mütevazi bir film. Genis, dar acidan çekimler, mekanin gizemliligi, doğal sesler, doğa görüntüleri, rüzgarda dalgalan camasirlardan gçkte beliren aya yapilan geçisler hepsi etkileyici. Si u Ba bir bakima izole edilmis yasamlarin, unutulmus insanlarin, çocuk dünyalarin yansimasi. Özellikle anne rolündeki kadinin evin icinde loş isikta pencereye bakarken ki görüntüsü harika. Yönetmen kesinlikle ışık, kamera ve çerçevelemenin gücünu biliyor. "Bu dunyanin sonu mu" bilemiyorum ama Si u Ba çağdas bir masal tadinda güzel, derin ve etkileyici bir film. "Rüya" görmek istiyorsaniz veya "rüyalara inaniyorsaniz" bu film size hitap edebilir. Çocuğun çamurdan yaptigi heykelciklerin anlami ne olabilir? Çamurdan heykelcikleri ezen postallar "hayal" mi? Ya koca bir cinar gibi devrilen genç Kürt yaşamlar? Müzige gelince çok etkileyici ve eski Türk filmlerini hatirlatan bir ezgi. Keske hic bitmese diyor insan filmi izlerken, bitmese de uykuya dalsam sonra rüyalara, yasamin agirligindan kacip rüyalara siginsam. Ama bu kurtulus mu? İzmir´de yaşamakta olan Si u Ba filminin genç yönetmeni Arin Inan Arslan´la filmi ve sinema tarzı üzerine bir görüşme gerçekleştirdik. Si u Ba ve Kirinti filmlerinde tam olarak anlatmak istedigin nedir? Konularini secerken önceliklerin veya tercihlerin neler? Öncelikle sunun altini cizmek gerek sanirim; konunun, sinemanin sahip oldugu bir cok kanaldan soyutlanarak sadece kelimelere dökülmesi, bir anlamda filmi yaparken ki döngüsellikte basa dönerek senaryo asamasına gelinmesidir. Bu da bir yönetmen icin intihardir. Anlatmak istediklerimi anlatmak icin zaten sinema yapıyorum. Burada asil degisken izleyicidir. Izleyicimi önemsiyorum, o benim icin seyirci degil izleyicidir. Kanaatimce konularimizi biz secmeyiz. Dogdugumuz andan, yaratimin elinizden ciktigi ana kadar yasadiklarimiz bu noktada belirleyici bir rol oynuyor. Bu film hayatta yansima olarak kalmis seylerden sozediyor. Cünkü, herseyin yansıması kendisinden daha "güzel" artık. Elbette ki medyanın eleştirilecek ve üzerine söz söylenmesi gereken bir cok yonu var. Ancak ben filmlerimde medya elestirisi yapmaktan ziyade medyayı kendi amaclarim dogrultusunda kullaniyorum. Bunun bir anlamda bana cekim yaptigim mekandan cikma ve konumu evrensel bir temaya ulastirma sansı tanidigini düsünüyorum. Kirinti renkliydi Si u Ba neden siyah beyaz? Siyah-beyazin etkisi farkli mi sence? Kirinti renkliydi cunku, bir cocugun düs dünyasinin renkleri hakkinde birseyler söylemek istiyordu. Siyah beyaz ise herseyden once, konunun ciddiyetini ve sadeligi ortaya cikaran bir unsur. Filmi izleyen kisiye eger "evet bu film siyah beyaz olmak zorundaydı" dedirtmiyorsa zaten amacına ulasamamıs demektir. Cünkü benim icin siyah beyaz tercihi, bu filmin olmazsa olmaziydi. Kirinti filminde ic mekan, bir odanin icinde, Si u Ba da ise daha cok dis-dogal mekanlarda geciyor. Karekterlerin sectigin mekanlarla özel bir ilişkisi var mi? Bu benim ikinci filmim. Birseyler söylemek icin henuz cok erken olduguna inaniyorum. Ancak su kadarini biliyorum ki, benim icin bir filmi olusturacak ögelerden en önemlisi mekan. Öykünüzü düslerken yada yazarken bir mekan kurarsınız ister istemez. Cekime yaklastikca da cikip o mekanin nerede oldugunu bulmaya gidersiniz. En azindan bizim gibi bagimsiz sinema yapanlar mekani aramak zorundadirlar. Mekani buldugunuzda ise soyle dersiniz : "iste bu benim aradigim mekan, benim öykum ancak burada bütün hatlarıyla ortaya cikabilir". Sanirim en büyük ugrasim mekani aramak ve bulmak oluyor. Si u Ba´da dogal sesleri kullanmissin bu bir bakima neo-realist denilen sinema tarzinin bir özelligi. Senin kendine sectigin bir film tarzi, akim var mi? Yesim Ustaoglu bir röportajinda kendinden cekirdek oldugunu söylüyordu. Ama o yillardir bu isin icinde emek vermis ve nitelikli yaratımlara imza atmıs bir öncümüz. Ben ise henuz iki kisa filmi olan bir kisa film yönetmeniyim. Yaptigim iki filmde de anlatim kaliplari ve olaya sinematografik yaklasimlar cok farkli. Söyleyeceklerimi nasil daha iyi ifade edebilirim, bunun arayisindayim. Tarkovski´nin yaptigi sinemayi anlatim olarak cok seviyorum. Bahman Ghobadi...Turkiye´de Zeki Demirkubuz , Yesim Ustaoglu, Nuri Bilge Ceylan, bütün filmlerini izlememis olsamda sadece "Korkuyorum Anne" ile Reha Erdem´i begeniyor ve takip ediyorum. Hepsinden öte bir de Yilmaz Güney´imiz var. Si u Ba bir noktada hayal ve gercek arasinda kaliyor. Film basladigi yerde yani son karelerde bitiyor. Bir dereceye kadar gerceküstü yönleri de var filminin. Öyle mi ne dersin? Filmin 3/2 lik kismi kati bir belgeselci bakisi ile temellendirişmiş durumda. Geriye kalanin ne olduguna ise ancak izleyiciler karar verebilirler. Bana sorarsanız, hayal diye tabir ettiğiniz kısmın gercekligi, gercek diye görduklerimizden daha kati ve acimasizdir. Cocuk karekterler her iki filminde de onemli rollerde. Cocuklari ki dogal olarak amotor oyunculari kullanmak Iran sinemasinda da gorulen bir ozellik. Yine neo-realist (yeni gercekci) sinema akiminin da bir özelliği bu. Çocuklari bilinci olarak secmeye baslamadim. Ancak cocuk olmak, hayatin bir cok yuzuyle agir agir karsilasmak ve onlari kaniksamak anlamina da geliyor. Bunun icin cocuk mu olmak gerekiyor? Hayir kesinlikle değil. Cunku ben universiteye geldigim yil bunlarin bir cogunu yasamak durumunda kaldim. Uzun lafin kisasi bizim icin zaten hayat bir travmalar butunu. Bunu cocuklarimiz da yasiyor buyuklerimizde... İtalyan yeni gercekciliginden kuskusuz ki etkilendim. Dünyanın bir cok yerinde benzer gerceklikler yasanirken, bunların bir biri ile olan baglarini gözardı etmemek gerekiyor. Örnegin ´Bisiklet Hirsizlari´ni izleyip etkilenmemek olanaksizdir. Si u Ba´da fotograf kalitesinde kareler var. Müzikle görüntüler cok uyumlu. Film boyunca cok sakin ve yumusak bir akis var. Izleyici rahatsiz etmeyen hatta tam tersi filmin icine ceken, merak uyandiran bir kurgulama ve cekimler var. Fotografcilık egitimi aldin mi? Sonundan baslayayim. Fotografcilik egitimi almadım. Ancak 10 yıla yakın bir zamandir amator fotograf cekiyorum. Müzik konusuna gelince; bu Mehmet Atli´nin basarisidir. Cunku ben muzik konusunda secimi teredütsüz kendisine biraktim. Ki Mehmet Atli´nin bu projeye katkisi benim icin manevi olarak cok önemlidir. Eger ortada basarili bir is varsa, hissediş olarak bir birimize cok yakin olmamizla ilgili sanirim.. Her iki filminde de diyalog yok. Neden? Herseyden once bu bir ekip sorunu. Eger elinizde imkanlariniz yoksa, olanlari da heba etmenin bir anlami yok. Sahip olduğumuz ses ekip ve ekimani yeterli değil. Bu nedenle oykulerimi olustururken daha guclu oldugumu hissettigim alana, gorsel anlatima yukleniyorum. Filmlerini çekerken ne tür sorunlarla karşılaştın? Genc bir yönetmen olmanin zorluklari neler, destek bulabiliyor musun örneğin? Sinema cok pahali bir sanat. Bu nedenle sizi destekleyecek bir finans kaynagi bulmak durumundasiniz. Ancak bagimsiz calistigin zaman bu neredeyse imkansiza yakin bir hal aliyor. İste bu imkansiza yakin halin icinden Mardin Yalım Belediye Başkanı Abdülkerim Adam bizi cikarip aldi. Cok rahatlikla söyleyebilirim ki eger baskan yardim etmeseydi bu film olmayacakti. Kirinti filmini ne kadar insan izledi bilemiyorum. Roj tv den neredeyse aylik verildigi icin bir cok kisiye buradan ulastigini düsünüyorum. Adana´da ve Izmir´de ayri ayri cikan iki fanzin ile birlikte dagitildi. Bir kac internet sayfasindan yayimlandi. Kirinti ile ilgili söyle birsey var; bu filmi kim izlese en azından cevresindeki 5 kisiye daha izletmeyi kendisine bir misyon ediniyordu. Bu nedenle cok genis bir izleyici kitlesine ulastigini dusunuyorum. Si u Ba icin birsey soylemek icin cok erken. Bu röportajı gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Devrim Kılıç [ANF]
|
|
||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||
|
|
||||||||||||||